Birinci yalan, Suriye toplumunun çeşitliliğinden yeniymiş gibi, Baas yönetiminden geçen yarım asırda ortaya çıkmış ve daha önce yokmuş gibi bahsedilmesi. Bu kimseler, Suriye toplumunun bölünmesinden bahsediyor ve ülkenin bir arada yaşamanın vatanı olduğu üzerinde durmuyor.
Suriye daima mezhepler, uygarlıklar ve etnisiteler arasında çeşitliliğin ve bir arada yaşamanın ülkesi oldu. Kapıları yabancılara hep açıktı. Hatta aynı aile içinde dahi farklı dinlere mensup Suriyelilerin mevcudiyeti, bu durumun kanıtı. Bölgede Sünni ve Alevi Müslümanlar, farklı mezheplerden Hıristiyanlarla barış içinde yaşar.
Mezhepler Baas döneminde ortaya çıkmadı. Mezhepçilik, Baas’ın politikalarıyla vücut buldu. Bugün ülkemizde sözde laik partinin kolladığı diğer tüm sorunlar arasında karşılaştığı sorun bu. Batılı uzmanlar, bu gerçeği gözlemlemek ve rejimin gitmesiyle bu durumun ortadan kalkacağını öğrenmek yerine, Suriye’nin çeşitliliğini, aşılması zor bir sorun, Suriyelilerin bölünme sebebi olarak görüyor. Bu çeşitlilik hep vardı ve Suriyeliler ne bölünmüştü ne de barış içinde birlikte yaşamaktan acizdi.
İkincisi, Suriye ordusunun karşı konulamaz bir güce sahip olduğu yalanı. Zira bu ordu, Pakistan ordusuna benzer bir hava savunmasına sahipmiş. Elinde farklı yerlere yerleştirilmiş kitle imha silahları ve üstün eğitimli güçler varmış. Irak’ın Amerikalılar saldırdığında tek bir Amerikan uçağı düşürmeyen 625 hava savunma füze üssü varken, Suriye bu sayının dörtte birine sahip değil. Bazı hava savunma silahları kısmen modern olsa da saldırıları engelleyecek modern kapasitede değil.
Bununla birlikte Amerikalı komutanlar o dönemde Irak’ın gücünü hafife aldı, ancak rejimine saldırmamak için medyanın bugün Suriye’de yaptığı gibi bu silahların boyutunu abartmasını sağladı. Askeri müdahale çağrısı yapmıyorum, ancak müdahale edilmemesinin Suriye ordusunun gücü sebebiyle olmadığını vurguluyorum. Çünkü müdahale kararı ellerinde olduğu için rejimin Suriye kentlerini yıkmayı sürdürmesini, uzun bir dönem için ülkeyi bölgedeki güç denkleminden çıkarmak istiyorlar.
Üçüncü yalan, muhalefeti birleştirmenin mümkün olmadığı. Suriye Ulusal Konseyi (SUK) kurulduğunda Batılılar, Suriye muhalefetinin dış askeri müdahaleye gerekçe verecek ölçüde birleştiğini belirtti. SUK müdahale istediğinde, bu konuda kendilerine söz veren liderler muhalefetin birlik olmamasını, Suriye toplumunun bölünmüşlüğünü ve rejim ordusunun gücünü gerekçe gösterdi.
Bugün muhalefet gelecek Suriye’nin kimliğinin belirlendiği ulusal bir sözleşme çıkarması, geçiş dönemiyle ilgili ortak bir düşünce sunması ve buna birleşme adımını kutlayan Batılı ve Arap elçilerin katılımı, Türk Dışişleri Bakanı’nın övgüsüyle bu birleşmeyi gerçekleştirmesinden sonra Kaide’nin Hür Suriye Ordusu’na girmesi gibi yeni bir yalan buldu. Sanki daha dün Bingazi ile Trablus arasında Kaide’ye yolu hazırlayanlar, kendileri değilmiş gibi!
Batılılar, Suriye’de savaşı yönetenlerin Kaide’den değil, ordu subayları olduğunu ve savaşa yüz binlerce sıradan Suriyelinin girdiğini biliyor. Kaide’nin kısa sürede bu insanları organize etmesi imkânsız. Bununla birlikte Suriyelilerin bölünmüşlüğü ve rejimin gücü abartılıyor.
Mişel Kilo / Şark ül Evsat / Londra / 19 Ağustos 2012